![]() |
Yeşil Barış Hareketi
GREEN ACTION GROUP
|
26 Mart 2007
www.yesilbaris.net
0533 865 5465
- 0533 861 5423
yesilbaris@yesilbaris.net - dogansahir@neu.edu.tr - tayfuncagra@yahoo.com
Bedreddin Demirel
Caddesi, Köşk Melek Nabih Apt. Kat:1, Daire No:1, Lefkoşa-KIBRIS
ÇEVRE”Yİ ve ÜLKEYİ KAYBETMEMEK İÇİN
DERHAL HAREKETE GEÇİLMELİDİR !
· MEVCUT ÇEVRE YASALARI İŞLETİLMİYOR
· ESKİ YASALAR DERHAL GÜNCELLEŞTİRİLMELİDİR
· EKSİK YASALAR İVEDİLİKLE ÇIKARILMALIDIR
· DEVLET DEVLETİ CİDDİYE ALMALIDIR!
Yeşil Barış Hareketi, yaptığı son değerlendirmeler ışığında Devletin, taşı ile toprağı ile tüm ülkenin korunmasından sorumlu olduğu, fakat bu konuya yeteri kadar hassasiyet göstermediği ve yükümlülüklerini gerektiği gibi yerine getirmediği saptamasını yaparak, tüm yetkilileri derhal harekete geçmeye çağırmakta, ülkemizin çevre açısından acil sorunlarını bir kez daha dile getirerek duyarlılık ve icraat talep etmektedir.
Adalet mekanizmasının çevre açısından hiç iyi çalışmadığı ülkemizde her gün kaybolan çevremiz yasal dayanaktan, devlet güvencesinden yoksun ve savunmasız durumda her gün saldırılara uğramaktadır. Ülkemizde denetim yetersizliklerinden ve/veya eksikliklerinden dolayı Devlet her alanda önemli oranda saygınlığını kaybederken, bu olgunun giderek daha ciddi boyutlara doğru tırmanması ile, çevre de bundan en acı bir biçimde nasibini almaktadır. Bu bağlamda;
1. Yargı: Yargı mekanizması yeniden yapılandırılarak adaleti geciktiren formaliteler ortadan kaldırılmalı, güncelliğini yitiren yasalar yenilenmeli ve cezalar günün koşullarına uygun hale getirilmeli,
2. Denetim: Devlet ve yasalarının ülkemizde 24 saat geçerli ve yürürlükte olduğu esası hassasiyetle hatırlanmalı ve bunun gereklerinin etkin bir biçimde hayata geçirilmesi sağlanmalı,
3. Eğitim: Yasal yaptırım ve denetleme mekanizmalarının sağlıklı çalışmaması, bireylerin de duyarsızlaşmasına neden olmakta, koruma ve sahiplenme bilinci giderek yok olmaktadır. Kaynakların azalmasının ve/veya bozulmasının ve/veya yok olmasının insan yaşamına yansıyan boyutları anlaşılabilir programlarla insanların bilincine ulaştırılmalıdır. Çevre konusunda bilinçlendirme çalışmaları, tüm insan faaliyetlerini kapsayacak şekilde, toplumun tüm kesimlerini hedef alarak, yaşama biçimini geliştirecek bir devlet politikası haline getirilmeli,
4. İmar: Ülke Fizik Planı hayata geçirilmediğinden, çarpık gelişmeler, kontrol edilemez boyutlarda başını almış gitmektedir. Denetim mekanizmaları çalıştırılmadığından, kaçak yapılaşma önü alınamaz bir yağma ve tahribata dönüşmüştür. Kamu çıkraları atlanarak, kişisel çıkarları gözeten müdahalelere olanak verilerek, amaçlarından sapan “Emirname”ler yozlaşan şekli ile inandırıcılığını ve saygınlığını kaybetmektedir. Emirnameler nihayi yönetim biçimleri değil, sadece geçici önlemler paketi olmasına rağmen, bunların yerini alması gereken planlarla ilgili henüz hiçbir çalışma ne yazık ki yok ve/veya başlatılmamıştır. Emirnameler etkin önlem almada çok geç ve yetersiz kalmanın ötesinde, giderek bölgeler arasında anayasal eşitsizlik yaratarak da her geçen gün daha fazla güç kayıbına uğramaktadır. Bu nedenlerden dolayı, “Ülkesel Fizik Plan” hazırlanmasına herşeyin önünde öncelik verilerek ivedilikle hemen başlanmalı, dahası, plan hazırlanana kadar geçecek sürede oluşacak daha fazla kayıpları önlemek üzere, “Ülke Genelinde” geçerli olacak, eşitlik ilkesini benimseyen fiziksel ve fonksiyonel gelişmeleri kontrol altına alacak esaslar hiç vakit kaybetmeden, derhal hayata geçirilmeli,
5. Toprak Koruma Yasası: Önemli tarım arazileri ve tarım faaliyet alanları giderek yok olmaktadır. Zaten kaynaklarımızın çok kısıtlı olduğu adamızın bu konuda daha fazla vakit kayıbına tahammülü kalmamıştır. Hazırlanmış olduğu halde 7 yıldır raflarda bekletilen, bu nedenle uygulanabilirlikten hergün biraz daha uzaklaşan “Toprak Koruma Yasası” ivedilikle hayata geçirilmeli,
6. Çevre Koruma Yasası: Mevcut yasalar hiçbir şekilde dikkate alınmamakta ve/veya yetersiz kalmakta, dağlar oyulmaya, çevre kirlenmeye ve doğal alanlar tecavüze uğramaya devam etmektedir. ÇED Tüzüğü çağdaş bir şekle sokularak etkin bir biçimde hayata geçirilmeli,
7. Devlet: En büyük çevre sorunlarını Devlet’in yarattığı (Karayolları, çevre yolları, taşocağı işletmesi, orman arazileri v.b.) göz önüne alınarak bu konuda ciddi önlemler alınmalıdır. Devlet kendi anayasa ve yasalarına önce kendisi uymalı, kendi projeleri de “ÇED Raporu”na tabii olarak uygulanmalıdır. Orman arazileri konusunda çeşitli dönemlerde Dairenin veya Bakanlığın bilgisi olmadan ve Hukuk Dairesinin görüşü alınarak ve/veya alınmadan yapılan uygulamalar ve çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararları yasal sorunlar doğurmaktadır. Bu gibi uygulamaların derhal durdurulması ve bu konuda ihmali veya kastı görülenler hakkında gerekli yasal müeyyideler uygulanmalıdır. Bakanlar Kurulu “yasadışı kararlar” üretmeye son vermeli, 55/89’da öngörüldüğü gibi imara yönelik kararlar almaktan artık vazgeçmeli,
8. Atıklar: Dikmen Çöplüğü’nün yanısıra, mevcut bütün çöplükler disiplin altına alınmalı, yanlış ve çok zararlı olan yakma ve/veya saklama yöntemi artık terk edilmelidir. Yakıldığında “Küresel Isınma”ya olumsuz yönde etki yapan, ortaya çıkan yüzlerce zehirli gaz nedeni ile çevre ve insan sağlığını doğrudan tehdit eden çöplerin, ateşle imha edilmemesi konusunda her türlü önlem alınmalı, artık depolama yerine, çağdaş çöp toplama yöntemlerine geçilerek, ivedilikle kurulacak modern bir çöp değerlendirme tesisi ile atıkların değerlendirilmesi yoluna gidilmeli,
9. Deniz Suyu Arıtma: Denizden su arıtma ile ilgili olarak ülkemizde hiçbir yasal düzenleme ve/veya mevzuat bulunmamasına karşın, devlet eliyle bu tür tesislerin yapılması zorlanmaktadır. Bir an önce bir yasal düzenleme ve denetim mekazizması oluşturularak, deniz yaşamı açısından hayati önemdeki bu faaliyetin zararaları asgari boyutlara indirilmeli,
10. Yüzme Havuzları: Suyu kıt olan ülkemizde kontrolsüzce ve sayısız miktarlarda yüzme havuzu inşa edilerek kullanıma sunulurken, bu havuzların suyunun nasıl olacağı ve bakımının hangi esaslara göre yapılacağına dair hiçbir yasal mevzuat yok. Tek bir havuzu doldurmak için, bir insanın en az bir-iki aylık kullanım suyu gerektiği dikkate alınacak olursa, binlerce havuzun ülkemiz koşulları ile ne denli çeliştiği hemen görülebilir. Suyumuzun tüketilmesine neden olurken, havuzların bakımında kullanılan çevreye çok zararlı tonlarca kimyasalın, havuzların temizliği sırasında atılırken yarattığı kirliliğin boyutları ölçülemez büyüklüktedir. İvedilikle, havuz yapımı, burada kullanılacak su ve bakım koşullarını düzenleyecek bir yasa hazırlanmalı,
11. Çevre Kirliliği: Çevreyi kirletenlere karşı yetkili ve sorumlu kuruluşlar kesinlikle kimseye hiçbir müsamaha göstermemeli, Belediye, Polis, Kaymakamlık ve Çevre Koruma Dairesi çevreyi kirletenlere karşı mevcut yasal müeyyideleri tereddütsüz uygulamalı,
12. Hava Kirliliği: Havayı kirleten, satral bacaları, çok sayıda araç, yakılan çöpler, kirli sanayi bacaları ile toz çıkaran tesisler, insan sağlığını hiçe sayarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Elektrik santrallerinin, dünya sağlık standartlarındaki gibi daha temiz yakıt kullanması ve filtre kullanması, araçların eksoz denetimine ve takibine tabi tutulması, mümkün olduğu kadar sayılarının denetim altına alınması, ateş yakarak temizlik faaliyetine son verilmesi, kirli sanayinin toz ve duman filtreleri kullanması sağlanmalı,
13. Biyositler: Kullanımı giderek artan kimyasal böcek ve ot öldürücü pestisit ve herbisitler, gıdalarımızı, toprağımızı, havayı ve suyu kirleterek sağlığımızı ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Tarımda gerekli mücadelede artık biyolojik yöntemler kullanılmalı, kararlılıkla bu bir ülkesel politikası haline getirilmeli,
14. Biyolojik Tarım: Suni gübre ve hormonlarla üretilmekte olan, genleri ile oynanmış tarım ürünleri, sağlığımızı tehdit eden bir başka unsur. Bunları artık terk ederek, doğal yöntemlerle, ve ülkemiz koşullarına göre yıllardır yetişen ürünlere dönülmeli, biyolojik tarımın gerekleri ciddi bir denetimle yerine getirilmeli,
15. Gıda Katkı Maddeleri: Gerek ülkemizde üretilen, gerekse yurt dışından ithal edilen hazır gıdalarda kullanılan, koruyucu, renklendirici, kıvam artırıcı v.b. katkı maddeleri denetim altına alınmalı, Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı kriterlerin ülkemizde de geçerli olması sağlanmalı,
16. Anız Yakma: Yanlış olduğu bilinmesine, doğal yaşamı yok etmesine ve toprağı her gün biraz daha fakirleştirmesine karşın yanlış tarım yöntemlerini uygulayabilmek adına, yasalara rağmen geçtiğimiz yıl yine en az %30’un üzerinde tarla yakılmıştır. “Tembel Çiftçilik”in ve anız yakmanın önüne geçmek üzere, gerek yasal yaptırımları hassasiyetle uygulayarak, gerekse eğitim çalışmaları gerçekleştirerek bu konuda etkin önlemler alınmalı,
17. Gaminiler: Yıllardır ağaçalarımızı kurutan, insanlarımızı zehirleyen ilkel kömür imal ocakları hala daha faaliyetlerini sürdürmekte sayıları da her geçen gün artmaktadır. Bu ocaklar derhal kapatılmalı,
18. Odun Fırınları (Karafırınlar): Yasa ile kapatılan karafırınlar, bugün hala faaliyetlerini artırarak sürdürmektedir. Yasaya aykırı olarak böyle fırın işletenler ve buna izin verenler hakkında yasal soruşturma açılmalı,
19. Şömineler: Odun tüketimini hesapsızca artıran şömineler hiçbir denetime ve yükümlülüğe tabi değil. Odun tüketiminin yanısıra, yoğun olarak kullanıldığı bölgelerde yarattığı hava kirliliği nedeni ile insan ve çevre sağlığını da ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Yasal mevzuat eksikliği nedeni ile başıboş yapılan şömineler birçok ülkede olduğu gibi denetim altına alınmalı,
20. Eski Eserler Yasası: Paha biçilemez, dünyanın en değerli tarihi hazineleri üzerinde inşaatlar durmadan devam etmekte, korunması gereken binalar yıkılmaya terk edilmektedir. Hatta turizme kazandırılarak insanlarımıza ve ülkemize ciddi katkılar sağlayabilecek niteliklerdeki kültür hazinelerimiz eski köy evleri, temizlik gerekçesi ile devlet eliyle acımasızca yıkılarak tarihten silinmektedir. Eski eserlere ve kültür değerlerimize gerekli önemi verecek ciddi çalışmaların ve korumanın yapılması sağlanmalı,
21. Milli Parklar’la ilgili kararlar: Karpazdan Yeşilırmak’a kadar, milli park ilan edilmiş hiçbir bölge korumaya alınamamıştır. Hem ekonomik, hem kültürel açılardan toplumsal kalkınmamıza çok önemli katkıları olacağı hiç kuşkusuz olan bu olgunun artık değerlendirilerek hayata geçirilmesini istiyoruz. Çağdaş bir “Milli Parklar Yasası” süratle ele alınıp çıkarılmalıdır. Dünyada, Akdeniz’de ve ülkemizde son kalan akdeniz dokusunda böylesi bir doğal yaşam alanı olan “Karpaz Milli Parkı” içerisine en az 30 000 nüfus çekecek elektrik hattının tamamen gündemden çıkarılması gerekmekte,
22. Erozyon: Toprağın korunması ve ülkemizin genel yararları doğrultusunda kullanılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Çok meyilli devlet arazileri Orman Dairesi’ne tahsis edilmeli (Dere yatağı, orman ağaçları ile kaplı araziler, pınar çevreleri, aküfer havzaları, gölet ve baraj çevreleri aşırı meyilli araziler).Toprak erozyonuna neden olmamak için çok meyilli arazilerde (%12 ve üzeri) arsa açılmasına ve inşaat yapılmasına onay verilmemelidir. Her köyün civarına bir köy koruluğu tesis edilmesi için kampanya düzenlenmesi, köy yakıt sahalarının korunması ve devamlılık prensibine göre işletilmesi sağlanmalı,
23. Keçi Yasası: Dağlarda başıboş keçiler yeni dikilen fidanları yok etmeye devam etmektedir. Yeni ağaçlandırılan orman alanları ile vatandaşların özel olarak yetiştirdiği genç fidanları tehdit altında bulunduran başıboş keçi otlatmasına son verilmeli, Fasıl 66 “Keçiler Yasası” harfiyen uygulanmalı,
24. Meyve Ağaçlarını Koruma Yasası: Zeytin, harup, hurma, ceviz v.b. birçok asırlık ağaç, büyük ekonomik değerine rağmen sorumsuzca ve rahatlıkla kesilebilmektedir. Çağdaş ülkelerde bu cürümü caydırmak için yasalar vardır. Bu ağaçların katliamının durdurulması için mevcut yasalar daha etkili kılınmalı, yeni maddeler ilave edilmeli, gerekirse yeni yasalar yapılmalı,
25. Orman Yasası: Orman arazileri orman amaçları dışında kullandırılmakta, bu alanlar devletin bilgisi dahilinde ve onayı ile betonlaştırılmaya devam edilmektedir. Orman suçu işleyenler ya cezasız kalmakta, ya da komik cezalarla salıverilmektedir. Orman arazilerinin başka amaçlarla kullanılmak üzere tapu ve kira yöntemi ile özel veya tüzel kişilere verilmesi Anayasa’mızın 159’uncu maddesine aykırı olup, bu tür uygulamalara derhal son verilmeli,
26. Tabelalar: Gerek şehirlerarası yollarda, gerekse kentiçi yollara gelişigüzel yerleştirilen reklam tabelaları gerek tarafik açısından, gerekse görsel olarak büyük bir görsel kirlilik yaratmaktadır. Şehiriçi ve şehirlerarası yollarda bulunan ve büyük kirlilik yaratan tabelalar kaldırılmalı, yapılacak yasal düzenlemelerle, tabela uygulamalarına çevreyi bozmayacak bir disiplin getirilmeli,
27. Kentlerde Çevre Kirliliği: Kentlerde yerleşim alanlarında toz ve ses kirliliğine neden olan kum ve çakıl depolarının şehir dışına çıkarılması sağlanmalıdır.
28. Yeşil Alanlar: Giderek hava kirliliğinin tehlikeli sınırlara yaklaştığı kentlerimizde yeşil alan olarak belirlenmesine karşın, belediyelerin yetersizliklerinden dolayı atıl olarak duran ve çöplük haline gelen alanlar derhal ağaçlandırılmalı, bu alanların amaçları dışında kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Kentlerimizde yol boylarının ağaçlandırılması için de gerekli önlemler alınmalı,
29. Taş Ocakları: Beşparmak dağları üzerindeki kum, çakıl ve mermer ocakları, diğer bölgelerdeki mevcut taş ocakları da dahil olmak üzere ciddi bir şekilde yeniden ele alınmalı, tüm ülkede bir değerlendirme yapılarak oluşturulacak planlara göre, yeni çözümler hayata geçirilinceye kadar, gerekli olan asgari tesislerin çevreyi bozmayacak ve/veya kirlilik yaratmayacak şekilde işletilmesi sağlanmalı, doğayı daha fazla yaralamadan, alternatifler arştırılarak başka malzemelere yönelinmeli,
30. CMC: Yıllardan beridir kanayan bir yara olarak çevre sorunları yaratmaya devam eden CMC konusuna köklü bir çözüm ne yazık ki henüz yok. Bugüne kadar yapılanlar hep yüzeysel ve popülist yaklaşımlarla gerçekleşmiş, bilimsel ve doğru adımlar ne yazık ki atılamamıştır. Çevrede yarattığı kirliliğin, tarım alanlarına, yeraltı suyuna, deniz yaşamına, bitki örtüsü ile tarımsal faaliyetlere, doğrudan ve/veya dolaylı yoldan insan sağlığına olumsuz etkileri daha fazla gecikmeden incelemeye alınmalı, sürekli izleme ve denetleme mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bu konunun daha çok ciddiye alınması, çözüm arayışları ile birlikte, bu bölgede yaşayan insanlar, tarımsal ve hayvansal üretim ile kullanım suyu mercek altına alınarak, bu atıkların verebileceği olası zararlardan olabildiğince uzak durmanın yolları zorlanmalı,
31. Doğal Yaşam: Ülkemizin gerek karasında var olan, gerekse denizlerimizdeki canlılar, tamamen korumasız bir biçimde yağmalanarak yok edilmekte, hiçbir önlem alınmamaktadır. Sürekli trol taramaları nedeni ile kurumaya yüz tutan deniz yaşamı çeşitli kirlilikten de nasibini almaktadır. Çevrenin, doğal yaşamın ve ormanların korunması için daha etkin yasalar çıkarılmalı,
32. Avcılık: Avcılık, hiçbir daynağı olmayan, günübirlik kararlarla tamamen sistemsiz ve bilinçsiz bir şekilde, devletin de tam desteği ile başını almış gidiyor. Bu konuda önlem almakta çok fazla geç kalınmıştır. Ne var ki hala yapılabilecek şeyler her zaman vardır. Avcı sayısı kontrol altına alınmalı, ava karşı olanların sayısının avcılardan her zaman daha fazla olduğu ciddi bir biçimde değerlendirilmelidir. Her yeri ava açmaktan ve özellikle milli parklarda avdan derhal vazgeçilmeli,
33. Trafik: Yeni yapılan yollarda, bilimsel uluslararası yol yapım kuralları ve prensipleri ihmal edilmekte, yeni ve daha büyük boyutlardaki kazalara davetiye çıkarılmaktadır. Yollarda seyreden yük araçlarının yol kapasitesini aşan yükler taşıması çökmelere ve yolun bozulmasına neden olmaktadır. Yollarımızın taşıma kapasitesini aşan araçların ülkeye girişi derhal durdurulmalıdır, özel amaçlarla görev yapmak üzere ithal edilecek bu tür araçların seyir alanları kısıtlı ve tanımlı alanın dışına taşmaması sağlanmalı ve denetlenmelidir. Hala daha sürücü eğitimi ve ehliyet alma mekanizması çağdaş bir hale getirilememekte, denetimler gerektiği kadar etkili ve adil bir biçimde uygulanamamaktadır. Kaldırımlar hala daha arabalar tarafından işgal edilmeye devam etmektedir. Gelişen yol ağları, yeni kavşaklar, çok şeritli yollar yanlış kullanılmaktadır. Denetimler, sadece ceza vermek için değil, ayni zamanda eğitmek için de yoğun bir programla hayata geçirilmeli,
34. Asbest: Tüm dünyada 70’li yıllardan beri kanserojen olduğu kesinlikle saptanmış ve artık kullanılmayan asbestli malzemelerin kullanımı ülkemizde ne yazık ki hala serbesttir. Bu konuda çok geç kalınmaktadır. Daha fazla geç olmadan, bir an önce gerekli çalışmalar yapılarak yasal önlemler alınmalı, envanteri çıkarılarak, insan çevresinden nasıl izole edileceği konusunda eğitim, bilinçlendirme ve ekip çalışmaları başlatılmalı,
35. Kapalı yerlerde Sigara içme yasağı: Tüm umumi yerlerde içilmesi bir yana, resmi kurumlarda (Mahkemelerde, Devlet dairelerinde, Hastanelerde, Polis Genel Müdürlüğü ve tüm merkezlerinde) da yasaya rağmen serbestçe içilmektedir. Bu ve benzeri kamu sağlığı açısından önemli yasalar, rafta kalmamalı, hayata geçirilmelidir.
Bunları kim uygulayacaktır?...
Ve daha sıralanabilecek birçok yasa ve kararlar her gün çiğnenmektedir. Ülke çıkarları ve çağdaş duyarlılık bilinci, kişisel çıkarların her zaman önünde yer almalıdır. Yeşil Barış Hareketi adına, devlet ve adalet mekanizmasının daha hassas çalıştırılması için tüm makamları göreve çağırır, artık dayanma gücü kalmayan çevremizi kurtarmak için, gerekli önlemleri ivedilikle almak üzere harekete geçmeye davet ediyoruz.
Saygılarımızla,
Yeşil Barış Hareketi