TERSANE
DOSYASI
TERSANE YAPIMI ;
ASLINDA ZEHİRLİ HURDA GEMİ SÖKÜMÜ OLMASIN!...
Her seçim dönemi geldi mi mutlaka vaatler verilir. Bunların büyük bir bölümü oy avcılığına dönük kandırmacalardır. Bizim buralarda da bu vaatler hiç eksik değil. Yatırım yapacağız, istihdam sağlayacağız adı altında insanlar aldatılıyor. Bunların örneklerini yakın zamanda yarım bırakılmış fabrika artıklarında görebiliriz. Yeşil alan yerine betona buşlanmış kayıp alanlardır bunlar. Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha önemli bir konu var. TERSANE YAPIMI!
Yakın zamanda hatırlıyoruz ki bizim buralara da istihdam sağlayacağız adı altında tersane yapılması gündeme getirildi. Anavatanımızın ulaştırma bakanı ve bizim zamanın ulaştırma bakanı biraraya geldiler ve Gemikonağı Maden Yükleme Tesisleri’nde bir incelemede bulundular. Buraya tersane inşasının hiç beklemeden yapılmasında yarar olacağı üzerinde fikir birliğine vardılar. ÇED raporunu falan da hazırlattılar. İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Bizim buralara büyük yatırımlar olacak. Olacak da .... Bizi sonrasında olası nelerin bekleyebileceğini düşünmeye başladık.
Bu konu üzerine internette yaptığımız araştırmada şaşırtıcı olacak bazı sonuçlar elde ettik. Özellikle tersane adı altında nelerin döndüğünü elde ettiğimiz Grenpeace raporunda açıkça gördük ve irkildik.
Şimdi rapora hep birlikte bir bakalım.
Rapor 2002 tarihinde Greenpeace tarfından oluşturulmuş. Raporun adı “ZEHİRLİ HURDA GEMİ SÖKÜMÜ : YASADIŞI TEHLİKELİ ATIK TİCARETİ”, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’ndeki Çevre, Sağlık ve Çalışma Koşulları Hakkındaki Greenpeace Raporu, İzmir.
Rapor toplam 28 sayfa; iki ek ve kaynakçadan oluşmakta. Raporu hazırlayanlar Erdem Vardar, Marietta Harjono.
Fotoğraflayanlar Erdem Vardar, Marietta Harjono, Eco Matser, Todd Southgate.
Geniş bir teşekkür gurubu var. Ruth Stringer, Bart van Opzeeland, Sandra van den Brink, Petrol-İş, Limter-İş ve MESKA üyelerine, Greenpeace Akdeniz gönüllüleri: Bilge, Şura, Çiçek, Çiğdem, Deniz T, Gözde, Güneş, Hakan, Oğuzhan, Onursal, Oytun, Pınar, Sinan, Tuna ve diğer
"Gemisökümü Çalışma Grubu" üyelerine…
Yayınlayan : Greenpeace Akdeniz Ofisi
Rapor çok kapsamlı ve analiz örneklerini de içermektedir. Aşağıda raporun bir özetini bulacaksınız. Raporun tamamını Greenpeace’in web sayfasından veya MBE 105-109 80040 Salıpazarı İstanbul adres veya Tel: 0212 292 7619-20 Faks: 0212 292 7622 elde etmek mümkün. Derneğimize de müracaat edilirse raporu ulaştırabiliriz.
|
Dioksin gibi yüksek derecede kanserojen maddeler içeren yanmış kablolardan bakırın ayrılması
|
Türkiye bir OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü - Organisation for Economic Co-operation and Development) ülkesi olduğu halde, halen diğer bazı Güney Asya ülkeleri gibi gelişmiş ülkeler tarafından bir atık alanı olarak kullanılmaya devam etmektedir. Hurda gemi kisvesi altında, asbest ve PCB’ler gibi tehlikeli atıklar Aliağa gemi söküm tesislerine gönderilmekte ve çevreye boşaltılmakta-dır. Bu durum; başta insan sağlığı ve çevre üzerin-deki etkilerini umursamadan tehlikeli atık içeren gemilerini Aliağa’ya yollayan gemi sahiplerinin, daha sonra işçilerini ve çevreyi korumak adına hiçbir önlem almayan gemi söküm şirketlerinin ve sorumlu-luklarını yerine getirmeyerek bu durumun süregel-mesine neden olan yetkililerin sorumluluğudur.
Greenpeace’in araştırmaları, gemi söküm tesisler-indeki çevre ve çalışma koşullarını ve bu konuda özellikle tehlikeli atıkların idaresini, Türkiye’de gemi sökümünün yasal çerçevesini, ulusal ve uluslararası kuruluşların sorumluluklarını içermiştir. Aynı zamanda, Aliağa gemi söküm bölgesinden alınan numuneler ve bunların analizleri vasıtasıyla kirli gemi sökümü faaliyetlerinin yarattığı kirlilik de araştırıl-mıştır.
Bu çalışma, tesislerde işçi sağlığının ve çevrenin, hurda gemilerden kaynaklanan toksik (zehirli) mad-deler ve güvenli olmayan çalışma koşulları nedeniyle sürekli biçimde tehdit altında bulunduğunu ortaya koymaktadır. Aliağa Gemi Söküm Tesisleri için genel olarak şunlar söylenebilir: İşçiler için herhangi bir korunma sağlanmamaktadır ve çevre kirliliğini önleme amaçlı hiçbir ciddi önlem alınmamıştır. Diğer OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında çevre ve çalışma koşulları kabul edilemez durumdadır.
Türkiye’deki gemi söküm tesislerine gelen yabancı bayraklı gemilerin çoğu -20 yaş üstü eski gemiler olduklarından depolarında, gövdelerinde ve makine ve ekipmanlarının bir parçası olarak toksik(zehirli) maddeler içermektedir. Bu maddelerin gemi sökümü işlemi sırasında çevreye yayıldığı Greenpeace tarafından alınan numunelerin analizleri ile ispatlanmaktadır. Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nin 10 km uzağından alınan kontrol numuneleri, Yenifoça yakınlarındaki sahil sedimanlarının araştırılan kimyasal maddelerin çok azını içerdiğini veya hiçbirini içermediğini göstermektedir. Buna karşın gemi söküm tesisleri bölgesinden alınan örnekler, gemi sökümü faaliyetlerinin yerel çevreyi asbest, madensel yağlar, ağır metaller, PAH’lar (poliaromatik hidrokarbonlar), PCB’ler (poliklorlu bifeniller) ve organotin bileşikleriyle kirlettiğini ortaya koymak-tadır. Hurda gemilerden çıkan kabloların yakılmasının çok zehirli dioksinlerin oluşumuna neden olduğu yine yapılan analizlerle kanıtlanmıştır. Bu maddeler ile ilgili ortak bir Avrupa Birliği standardı olmamasından dolayı, karşılaştırma amacıyla hem Avrupa Birliği hem de OECD üyesi olan Hollanda’daki standartlar seçilmiştir. Neredeyse bütün kimyasalların düzeyleri, bu ülkedeki sınır seviyelerin üzerindedir, bu da Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’ndeki sedimanların çok ciddi şekilde kirlenmiş olduğunun göstergesidir.
Türkiye kağıt üzerinde bu türdeki tehlikeli atık ticaretine karşı kendini koruyabilmek için yeterli yasal araçlara sahiptir. Buna karşın, var olan “Tehlikeli Atıkların İthalinin Yasaklanması”na ilişkin yasal düzenlemeler Türkiye’ye ithal edilen hurda gemilere uygulanmamaktadır. Ayrıca, her beş yılda bir yenilenmesi gereken “gayri sıhhi müessese” izinleri gemi sökümü yapan şirketlere gerekli koşullar yerine getirilmediği halde verilmektedir. Yetkili kurumların görevlerini ihmal ettiği ve bu yasadışı işleme göz yumdukları açıktır:
1) Çevre Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tehlikeli atık içeren hurda gemilerin Türkiye’ye ithalini durdurmakla sorumludurlar.
2) Türk Hükümeti tesislerdeki çalışma ve çevre standartlarını yükseltmelidir ve mevcut durumun devam etmesine kesinlikle izin vermemelidir. Ulaştırma Bakanlığı, ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşları ile işçi sendikalarının katkılarıyla, tesislerde gerekli iyileştirmelerin sağlanmasını zorunlu kılacak yeni bir yönetmelik hazırlamalıdır.
Bu bulgulara dayanarak Greenpeace, tehlikeli atıkların gelişmekte olan ülkelere boşaltımının durdurulması gerektiğini bir kez daha vurgula-maktadır. Gemi sahipleri, Türkiye’de ve diğer Asya ülkelerinde çevrenin ve işçilerin korunması ile ilgili yasal düzenlemelerin hayata geçirilmemesini kötüye kullanmaktadırlar. Gemi sahiplerinin hurda gemilerini yüksek fiyatlara satarak maddi çıkarlar sağlamaları, yalnızca çevre ve işçi sağlığı açısından ödenen yüksek bir maliyetler karşılığında mümkün olabilir. Eski gemiler, gemisöküm işleminin yapılacağı ülkelere yollanmadan önce kirletici kimyasallardan arındırılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal düzenlemelerine göre tehlikeli atık içeren hurda gemilerin Türkiye’ye ihracı yasaklanmıştır. Bu yüzden gemi sahipleri ve gemilerin son işletmecileri(hurda gemileri Türkiye’ye ihrac edenler), bu yasadışı tehlikeli atık ticaretinin durdurulmasıyla yükümlüdürler.
Bu yeni delillerin ışığında,
Greenpeace’in uluslararası bir çözüm için talepleri şunlardır:
1. Gemi sahipleri/işletmecileri*, gemilerindeki kirleticileri kaydederek ve tehlikelerini araştırarak gemideki tehlikeli maddelerin tam bir envanterini çıkarmalıdır.
2. Gemi sahipleri/işletmecileri, hurda gemileri ihrac etmeden önce kirleticilerden arındırmalıdır.
3. Gemi sökümü faaliyetleri işçilerin sağlığına ve çevreye risk teşkil etmeyecek şekilde yürütülmelidir.
4. Tankerler sökülmek üzere ihrac edilmeden önce gas free işlemine tabi tutulmalıdır.
5. Gemi sahipleri/işletmecileri iyi çalışma şartlarını ve çevre standartlarını garantiye almak için seçtikleri gemi söküm şirketini ve değerlendirmelerini açıklamalıdır.
6. Gemi sahipleri ve gemi sökümcüler söküm planını kapsamlı bir şekilde değerlendirmeli ve uzman denetimini sağlamalıdır.
7. Gemi söküm tesisleri vatandaşlara, çevre örgütlerine ve sendikacılara açık olmalıdır.
8. Gemi sökümü tek taraflı önlemler yerine küresel bir yasal rejime tabi olmalıdır.
İleriye dönük Greenpeace talepleri:
1. Mevcut gemiler; bakım, tamir ve yenileme işlemleri sırasında ihtiva ettikleri toksik ve tehlikeli maddeler sistemli bir şekilde değiştirilerek ve gemiden uzaklaştırılarak aşamalı olarak temizlenmelidir.
2. “yeni nesil” gemiler “temiz gemiler” olmalıdır, yani ekonomik ömürlerinin sonunda çevre, sağlık ve güvenlik koşulları üzerine olumsuz etki etmeyecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
Yukarıdaki taleplerden de anlaşılabileceği gibi, Greenpeace denizcilik veya gemi sökümü endüstrisinin karşısında değildir. Greenpeace, diğer yandan, gemilerin kirletici maddelerden temizlenmeden ihrac edilmesinin aktif olarak karşısında duracak ve işçi sağlığını ve çevreyi tehdit eden kirli gemi söküm faaliyetlerine karşı mücadelesini sürdürecektir.
ÖZET – İŞ GÜVENLİĞİ, SAĞLIK VE ÇEVRE SORUNLARI
Aliağa gemi söküm tesislerindeki önlemlerin yetersizliği nedeniyle zehirli kimyasallar çevreye yayılmakta ve büyük olasılıkla da besin zincirine karışmaktadır. Bu durumun çevre üzerine uzun dönemli etkileri konusunda veri mevcut değildir. Buna karşın Aliağa’da yaşayan balıkçılar, bölgedeki balık miktarında büyük düşüşler olduğunu belirtmektedir. Bu noktada, bu durumda sadece gemi sökümü endüstrisinin değil, aynı zamanda bölgedeki diğer ağır sanayi kuruluşlarının da payı olduğunu belirtmek gereklidir.(Demir-çelik fabrikaları, Petkim, Tüpraş rafinerisi, gübre fabrikaları vs.)
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün Şubat 2001 tarihli “Gemi sökümü endüstrilerinde işçi güvenliği” adlı raporunda, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Çin’de bulunan gemi söküm tesislerinde iş güvenliğinin durumu özetlenmektedir. Aynı çıkarımlar Aliağa gemi söküm tesisleri için de yapılabilir:
“İşçi güvenliği neredeyse her açıdan yetersiz şartlar altındadır. Bu eksiklikler sürecin her aşamasında açık biçimde görülmekte ve var olmayan ya da yetersiz olan planlama, eğitim, kişisel korunma araçları, tesisler vd.’ni kapsamaktadır. Kaza istatistikleri yoktur veya güvenilir değildir.
İşçi sağlığına ilişkin standartlara uyulmamaktadır. Acil tıbbi müdahale tesisleri yoktur veya sınırlıdır. İşçilerin sağlık durumlarının uzun vadede izlenmesi söz konusu değildir. İşin doğasının -ki bu özellikle ağır işçilik gerektiren taşıma ve parçalama işleri kaynaklı sakatlıklardır- dışında, ayrıca zararlı maddelere uzun vadeli maruz kalmalarının, işçilerin yaşam süresi beklentileri üzerinde ciddi etkilere yol açması olasıdır.”
5. YASAL ÇERÇEVE
5.1 Tehlikeli Atık İthali Yasağı
Türkiye, “Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınma ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi”ne 20 Aralık 1994 tarihinde taraf olmuştur. Bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği(27.08.1995 no.22387)” ile de Türkiye 1995’ten beri her türlü tehlikeli atığın ithalini yasaklamış bulunmaktadır.
Asbest ve PCB’ler gibi tehlikeli atık maddeler içeren hurda gemilerin Türkiye’ye girişi yasaklanmıştır(Çevre Bakanlığı 2001, bkz. Ek I). Buna rağmen, 80’lerin ortalarından önce inşa edilmiş hemen her geminin asbest ihtiva ettiği ve Aliağa’da sökülen gemilerin çoğunluğunun 1980’den önce yapılmış olduğu da bilindiği halde, tehlikeli atık içeren gemilerin ithalatı devam etmektedir. Bunun anlamı şudur:
1) Gemi sahipleri veya gemileri şu anki işletenler tehlikeli atık içeren hurda gemilerini Türkiye’ye yasadışı olarak ihrac etmektedir.
2) Türkiye’deki gemi sökümü şirketleri tehlikeli atık ihtiva eden bu gemileri ithal ederek Türk kanunlarını çiğnemektedir.
3) Çevre Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gerekli denetimleri yapmamakta, veya bu yasadışı zehirli atık ticaretine göz yummaktadır.
5.2 Uluslararası Kuruluşlar: Basel Konvansiyonu ve IMO
“Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınma ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi”, diğer adıyla Basel Konvansiyonu, tehlikeli atıkların OECD ülkelerinden OECD ülkesi olmayan devletlere ihracatını yasaklamaktadır. Türkiye bir OECD ülkesi olduğundan ve bu uluslararası sözleşme Türkiye’yi daha gelişmiş devletlerin bir çöplüğü olmaktan koruyamayacağından, Çevre Bakanlığı 1995’te yukarıda sözü edilen “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği”ni hazırlamıştır. Yine de Basel Konvansiyonu, tehlikeli atıkların hurda gemilerin içerisinde ülkeler arası taşınmasına engel olmalı ve böylece yeterli ulusal mevzuatları bulunmayan ülkelerin de kendilerini koruyabilmelerini sağlamalıdır.
Greenpeace, Basel Konvansiyonu’nu sağlıksız ve kirli gemi sökümü faaliyetlerini durdurmaya çağırmaktadır. Tehlikeli atıkların boşaltılması bu konvaniyona göre yasaktır ve Basel Konvansiyonu zehirli gemilerin bu şartlarda sökülmesinin önüne geçmek için küresel tedbirler almalıdır.
IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), gemi sökümüyle ilgili sorunları uzun süredir görmezden gelmektedir. Greenpeace IMO’yu zehirli gemilerin bu şekilde sökülmesini önlemek ve denizcilik endüstrisinin hurda gemileri ile ilgili bütün sorumluluğu yüklenmesini garanti altına almak için küresel ölçekte bir yasal çerçeve oluşturmaya çağırmaktadır.
IMO Deniz Çevresini Koruma Komitesi’nin 1999’daki 44. Oturumu’nda gemi gerikazanımı ile ilgili bir Muhabir Grup oluşturuldu. IMO’nun rolü, “gemilerin tasarımı, işletilmesi ve gerikazanımı için hazırlanması”yla ilgilenmek olarak tanımlandı(MPEC 44). Bu nedenle IMO genel olarak “temiz” gemilerin tasarlanması ve gemilerin söküme gönderilmeden önce tehlikeli maddelerden arındırılmasını gözleme sorumluluğuna sahiptir. IMO’yu desteklemek için Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS) Ağustos 2001’de gemilerin geri kazanımı ile ilgili bir Endüstri Uygulama Kodu hazırlamıştır. Bu belgede gemi sahiplerinin alıcıya geminin ihtiva ettiği “Potansiyel Olarak Tehlikeli Malzemelerin Envanteri”ni vermesi önerilmektedir.
5.3 Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’ndeki çevre ve çalışma koşulları ile ilgili düzenlemeler
Aliağa Gemi Söküm Bölgesi Yönetmeliği ilk olarak1970’lerde yürürlüğe girdi ve 1986’da değiştirildi. 1992’de, yeterli temizliği yapılmamış bir petrol tankerinin kaynakla kesimi sırasında meydana gelen bir patlamada 7 işçi hayatını kaybetti. Bu kazadan sonra Ulaştırma Bakanlığı’nın önderliğinde yeni bir yönetmeliğin hazırlanması için çalışmalara başlandı ve son yönetmelik 1997’de yürürlüğe kondu. Ancak bu yönetmelik de, gas-free sertifikalarının yeminli tercüme büroları tarafından Türkçe’ye çevrilmesi dışında bir yenilik getirmedi.
Sözü geçen Yönetmelik’te yürütme görevi Ulaştırma Bakanlığı’na verilmektedir. Aslında 1993’te Denizcilik Müsteşarlığı’nın Ulaştırma Bakanlığı’ndan ayrılarak bir Devlet Bakanlığı’na bağlanmış olması, Ulaştırma Bakanlığı’nın konuyla ilgili bağını koparmıştır. Bu yetki kargaşası, daha detaylı çevre ve çalışma standardizasyonu ve geliştirilmiş zorlayıcı hükümler içeren yeni bir yönetmelikle giderilmelidir.
Çevre Bakanlığı tarafından yerine getirilmeyen sorumluluklar sadece tehlikeli atık ithali yasağının uygulanması ile sınırlı değildir. Bakanlık aynı zamanda tesislerdeki tehlikeli atıkların bertarafı ve çevre kirliliğinin önlenmesinden de sorumludur (Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliği, 10.07.1993 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu). Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tüm işyerlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden denetimiyle yükümlüdür(İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetmeliği, 11.01.1974). Ayrıca Sağlık Bakanlığı da gemi söküm şirketlerinin Arsa Ofisi ile yaptığı kira sözleşmeleri uyarınca her 5 yılda bir bu şirketlere “Birinci Derece Gayri Sıhhi Müessese İzni” vermektedir. Kolayca anlaşılabileceği gibi bu kurumlar yükümlülüklerini yerine getirmemektedir, çünkü tesislerin -önceki bölümlerde anlatılan- bugünkü durumlarında, bu işletmelere yukarıda bahsi geçen çalışma izinlerinin verilmesi mümkün değildir.
Araştıran ve Hazırlayan:
Atila Karaderi