KÜRESEL ISINMA

Tamer Dayıoğlu

 

1998 Milenyum’un  en sıcak yılı idi.

 

Doğa  binlerce yıldır insanoğlunu ve dünyadaki bütün hayatı destekliyor. Fakat son yıllarda doğa dengesi o kadar bozuldu  ki artık bize bu desteği veremiyor. Kutuplardaki buzullar erimeye ve okyanuslar yükselmeye başladı. Tropik hastalıklar tekrar gündeme geldi. Acaba bunlar bize bu doğadan gelen bir ikaz mı?

 

                Son 600 yılın en sıcak yılı 1997 yılında Kuzey Yarımadasında gerçekleşti.

 

Son yüz yılda atmosferde bulunan karbon diyoksit oranı %25 ,Nitrik Oksit  oranı ise %19,ve  Metan Gazının oranı ise % 100 oranında artış gösterdiği biliniyor. Bunun tek sebebi ise fosil yakıtlardır.

1900 yılından beri dünya ısısı 0.3 – 0.6 arasında artış gösterdi 2100 yılında ise bu oran %3.5 çıkacak. Bu ısı ise kutuplardaki buzların erimesine sebep olacak ve 2100 yılına kadar deniz seviyesinin  1 metre kadar yükselecek.  Yani dünya haritasının değişmeye başlayacağı bir millenium’ a girmiş bulunuyoruz.    

 

Her yıl insanoğlu 20 kilometre olan (12 Mil) ince atmosferimize  altı milyon ton  karbon bırakıyor. Bu karbon birikintisi  atmosferde sera etkisi yapıyor – genellikle yanan ormanlardan, petrol tüketimi ve yanan kömürlerden çıkan   karbon diyoksit  (CO2)  işte bu ince atmosferi ısıtıyor ve sera etkisi yapıyor. Bu  da bize kötü hava koşuları etkisi ile geri geliyor. Bunlara örnek göstermek gerekirse dünyadaki, doğal afetlerin çoğaldığını görürüz .

 

            1998 Kanada’da da görülen ve haftalarca süren son yüz yılın en şiddetli kar fırtınası; Brezilya, Meksiko ve A.B.D. de çıkan büyük yangınlar; Hindistan da ve Orta doğuda görülen sıcak hava dalgaları; 70 yıldan beri Meksiko’da  görülmemiş  kuraklık; Çin’de sellerden 14 milyon insanın evsiz kalması; Bangladeş’te dünyanın en büyük sel felaketine  maruz kalan ve 9000 kişinin ölümü ile sonuçlanan Orta Amerika fırtınaları.

            Tüm yukarıda saydığım doğa olayları  acaba bize doğanın bir tepkisi değil mi? . Bu soruya cevap bulmak hiç de güç değil 2000 – 2030 yılları arasında, şimdiden acil ve etkili çevre tedbirleri  alınsa bile  doğa 2030  yılına kadar ayni etki altında kalacağı tahmin ediliyor. Tedbir alındığı takdirde inanıyoruz ki doğa kendi kendini yavaş da olsa yenileyecek.

 

            1997 yılında Kyoto, Japonya’da yapılan bir toplantıda zengin ülkeler,   sera etkisi yapan gazların kullanımını 2012 yılına kadar % 5 indirme kararı aldılar. Acaba zengin ülkelerin aldığı bu karar yeterlimi?  Zannetmiyorum. Çünkü ayni anda gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı çoğalmakta ve bu da bizi ucuz olan fosil yakıt tüketimine  itiyor. Hal bu iken gelişmekte olan ülkeler zengin ülkelerin kısıtladığı sera etkisi yapan gazları atmosfere pompalamaya devam edecekler. Yani zengin ülkeler kısıtlarken fakir ülkeler de üretimi artıracaklar. İşte bu dengesizlik doğayı daha da etkileyecek.

 

            Şimdi önce tüm dünya devletlerine  düşen görev acil tedbirin acilen alınmasını ve her kesime gereken eğitim verilmesidir. Bize düşen görev ise çevre kirliliğini önlemek, ülkemizi orman yangınlarından korumak ve doğaya daha duyarlı olmak.

 

Not:

2100 yılında eriyen buzullar, deniz seviyesinin 1 metre yükselmesine sebep olacak ve bazı ülkeler ise haritadan silinecek.