Lefke Çevre Derneği

Enver Bıldır.

 

 

   Lefke Çevre Derneği 1995 yılında kurulduğunda oldukça geniş amaçlar ve ilkeler dizisini gündemine almıştı. Bunların birçoğunu başarıyla hayata geçirdi. Trolla balık avcılığından ağaç kesimine, çöp alanlarından denizin kirletilmesine burada sayılmasına gerek olmayan alanlarda mücadele etti. Birçok konferans, panel düzenledi, okullarda etkinlikler, sosyal içerikli toplantılar yaptı. Bölgenin ilk yerel gazetesini çıkardı, kitap bastı, sayısız televizyon ve radyo programına temsilci gönderdi. Çevre ile ilgili meclis alt komisyonlarında da temsil edildi, barış hareketini organize eden komitelerde de. Hem kuzeyde, hem de güneyde çevreci örgütlerle iletişim ve işbirliği içinde oldu. Birçok bilimsel araştırma ve belgesele hem kaynak hem de işgücü sağlayarak katkı koydu. Ağaç da dikti ağaç kesenlerle kavga da etti. Hedefleri arasına aldığı ama gücü yetmediği için yapamadığı çok şey oldu ama yapabildikleri ile de toplumun sürekli olarak gündeminde kalan bir örgüt oldu.  

   Lefke Çevre Derneği’nin kurulduğu günden beridir hiç aksatmadan her hafta düzenli olarak toplanan yönetim kurulunun gündemini ve ilgi alanlarını yüzlerce sayfayı bulan karar defterinden araştıracak olursak derneğin ilgi alanının çeşitliliğini rahatlıkla görebiliriz. Ama buna rağmen derneğin, yıllardan beridir tek bir konu, CMC maden atıkları ve bu atıkların neden olduğu çevre felaketi ile  ilgileniyormuş izlenimi hakimdir.  

   Bunun analşılabilir nedenleri vardır. CMC konusu, kirlilik alanı, çeşidi ve etkileri itibarı ile devasa bir konudur. Küçük bir taşra kasabasındaki gönüllülerden oluşan bir kadronun çabasının çok ötesinde organizasyonları gerektirmektedir. Ama ne yazık ki basındaki bir grup emekçinin yoğun ilgisi dışında, Lefke Çevre Derneği’nden başka konuya ilgisini sürekli kılan hiç bir örgüt yoktur. Tüm bunlara rağmen derneğin bölge halkından da yeterli destek almadığı, hatta bu desteğin olabilecek en alt düzeyde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yazının konusu bunun nedenleri üzerine düşünme ve düşünmeyi teşvik etme çabasıdır.

       Lefke bölgesindeki maden işletmeleri ve atıkları sorunu bir insanlık dramını simgelese de, birçok açıdan öğretici deneyimleri de ortaya çıkarmaktadır. Bazı  araştırmacılar, CMC atıklarının bulunduğu bölge için “açık labaratuvar” tanımını yapmışlardı.  Yakın zamanlarda Ege Üniversitesi’nden gelen öğrenciler, lisans tezlerini bu felaketin boyutlarını tanımlama üzerine hazıramaya başlamışlardır. Geçmiş on yıllık süre boyunca bölgede çevre bilincinin oluşmaya başlaması ve geçirdiği aşamalar, hemen her adımda çeşitli toplumsal kesimler ve çıkar gruplarının gösterdikleri direnç anılmaya ve incelenip tecrübe olarak aktarılmaya değerdir.

   Hazırladığı raporla bölgedeki kanser riskini ayrıntıları ile gözler önüne seren Prof. Dr. Fethi Doğan, atık bölgesinde kalma süremizin bir saati aşmaması gerektiğini, buna özellikle dikkat etmemizi tavsiye ederken hemen yanımızdaki tarlalarda üretim faaliyetleri devam ediyordu. Bir süre önce bölgeyi gezen bir kimyacı neyin üzerine bastığını iyi bildiğinden “burada böyle dolaşılmaz” diyerek alanı terk ediyordu. Hocalarımız bizlere eldivensiz hiç bir şeye dokunmamamızı söylerken, içeriye girişimizin yasaklandığı tesislerde onlarca işçi canları pahasına söktükleri malzemeleri bölge halkına satmakla meşguldüler. Birkaç yıl önce bölgeye gelen Oktay Konyar, atıklarla kızıla bürünen Güzelyurt Körfezi’ni izlerken bölgedeki insanların kayıtsızlığına hayret ettiğini söylüyordu.

   Burada, bazı bilim insanlarının “ölüm vadisi” diye adlandırdıkları bölgede sessiz sakin bir yaşam nasıl birşeydi?

   CMC atıklarının, insan, hayvan ve bitki yaşamı üzerinde sebep olduğu tahribatı ve bundan sonraki olası sonuçlarını gözler önüne seren birçok çalışma yayınlanmıştır. Ama en az bunlar kadar önemli bir başka sonucu daha gözler önüne sermek gerekiyor:

   CMC maden atıkları konusunun abartıldığı, atıklarda bile limitlerin çok fazla aşılmadığı türünden söylem ve demeçler yolu ile Lefke Çevre Derneği’ne karşı kampanyalar yürütüldüğü bilinmektedir. İki yıl önce bölge esnafını örgütleyip derneğe karşı eylem bile yaptırdılar. Lefke gibi bir yerde çevrecilere karşı eylem nasıl yapılırmış öğrenmiş olduk. Ancak CMC atıklarının bir başka önemli yönü de şudur: Dünyanın gözü önündeki bir ada’da, dünyanın birçok bölgesine göre iletişimin nispeten ileri düzeyde olduğu ve barındırdığı 6490 kişilik nüfusunun 1677 kişisinin lise ve dengi, 915 kişisinin ise yüksek okul ve fakülte mezunu olduğu bir bölgede bile, nerdeyse tüm yaşam alanını kaplayan devasa bir çevre felaketini görmezden gelenler, çevrecilerle göze göz dişe diş mücadele edebiliyorsa, bundan önemli ve öğretici birçok sonuç çıkarabiliriz.

   Hemen her yerde çevreyi kirleten işletmelere karşı verilen mücadelenin zorluğu ve taşıdığı riskler bilinmektedir. Çevreyi korumaya yönelik tedbirlerin maliyetinden kurtulmaya çalışan kapitalist işletmeler, kurulu düzenin yarattığı çıkar ağını kullanarak kendileri için güvenli bir ortam yaratmaktadırlar. Özellikle birçok Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkesindeki faşist diktatörlükler, her türlü toplumsal muhalefeti kana boğarak sustururken, bu şiddeten çevreciler de payına düşeni almaktadır. Avrupa ülkelerinde bile durumun özü itibarı ile ayni olduğunu söyleyebiliriz. Yakın zamanlarda Yunanistan’da yaşananlar çarpıcı bir örnektir. Benzeri olayların geçmişte bol miktarda yaşandığı bizler için ise bugün durum biraz daha farklıdır.

   Lefke’deki çevre mücadelesine karşı direniş ve  sorunu gizleme çabalarının özel önemi şudur; Burada herşey olup bitmiştir. Ne işletme maliyetleri yükselecek şirket sözkonusudur, ne gelirleri düşecek devlet, ne de istihdam derdi çeken işçiler ve örgütleri. Buradaki durumu en iyi “atığın kurumsallaşması” şeklinde ifade edebiliriz. 

   CMC atıkları yaşamın doğal bir parçası haline gelmiş, çevre örgütünün çabaları maden atıklarının tehlikeleri konusunda bilinçlenmeye neden olsa da ondan kurtulma yolunda somut adımların atılmasını sağlayamamıştır. Kısaca, atık, onunla birlikte yaşanmak zorunda olunan, bölgenin bir gerçeği olarak kalmıştır.

   Lefke özelinde “atığın kurumsallaşmasını” kavramını biraz daha açacak olursak;

   Eğer sorun gündeme gelirse, topraklarımızın ve dolayısı ile ürünlerimizin ne kadar kirlendiği tartışılır. Yatırımcılar bölgeden uzak durur, plajlarımız boşalır ve hayvancılık da dahil tüm üretim geriler. Gündelik yaşam kaygısı her şeyden ağır basar. Bu kaygılar “ülke menfaatlerini” düşünen bürokratlar için de geçerlidir. Devletin teknik kadrolarını dolduran uzmanlar “burada bir sorun vardır ama abartıldığı kadar değildir” diye demeçler verirken, çevrecilerin bu tarz yalanlanması bölgedeki tepkilerin yanında oldukça hafif kalır. Örgütlenme kaygısı çeken çeşitli siyasi gruplar için bölge halkının tepkisini organize etmekten elde edilecek “fayda” kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Merkezdekiler ve merkezin “solundakiler”, sorunun sürekli gündemde tutulmasının bölgeye zarar verdiğinin çevreciler tarafından da kabul edilmesi gerektiğini telkin ederken, siyasal duruşları daha sağda olanlar bölge halkına “çevrecilerin toplantılarına katılmamayı, gazetelerini almamayı, yardım ve bağışta bulunmamayı” önermekte, en sağda ise adet olduğu üzere söylem iyice sertleşmektedir; “bunlar bir tür vatan hainidirler, zaten çoğu da solcudur”.

   Tüm bunlar zincirleme bir etki yaratırlar. Politikacılar bölgedeki oy potansiyelini gözetmek durumundadırlar. Lefke ile atık kelimesini yan yana telafuz etmek birçok politikacı için kabus gibi birşeydir. Eğer politikacı ilke sahibiyse bunun bedelini seçim sonuçları ile ödeme riski ile karşı karşıya kalır. Elbette sorunu gündeme taşıyanlar da vardır ama ezici çoğunluk onu bir arka plan sorunu gibi ele almayı tercih eder.

    Lefke’deki çevre mücadelesinin ülke aydınlarından aldığı destek övgüyle bahsedilebilecek düzeydedir. Son yıllarda Lefke Çevre Derneği’nin toplum gündemini en çok belirleyen sivil toplum örgütleri arasında olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu sonuca ulaşmada basın emekçilerinin duyarlılığı da önemli bir etkendir. Ama iş Lefke sınırlarına gelince tersine dönüyor. Rahatlıkla diyebiliriz ki, yine son yıllarda bölgede kanserden ölüp de aileleri ölüm nedenini maden atıkları ile ilşikilendiren (öyle olduğuna inandıkları) insan sayısı, ayni sürede Lefke Çevre Derneğinde çalışan gönüllü sayısından kıyaslanamayacak kadar fazladır.

   Bu bir kısır döngüdür ve çözümü zordur, hatta çoğu durumda çözümsüzdür. Çevre ve ekoloji mücadelesi çoğunlukla süregelen ekonomik gerçeklerle çelişmektedir. Lefke, küçük ölçeği ile bu konuda büyük bir deneyimi geleceğe aktarmaktadır.