Felaketi yeşile dönüştüren basının gücü
Ali CANSU
CMC, belki umuda yolculuk, belki macera... Üretme hasreti veya yaşayarak öğrenme isteği belki de... Bir değişim, bir yenilik, bir arayış, bir iddia benim için...
Bir zamanlar, Avrupa ve Ortadoğu’nun en büyük maden tesisi olan Kıbrıs Maden Şirketi’nden (Cyprus Mines Corperation) geriye kalan çevre felaketi deşildikçe altından sorunlar fışkırıyor.
Tesislerde ilk olay radyasyonla başladı. Kıbrıs’ın tarihinde belki de ilk kez görülen “radyasyon tehlikesi” KKTC, Güney Kıbrıs, Türkiye ve dünya basınına bir bomba gibi düştü.
Bugün felaket denince akla Gemikonağı geliyor. Yani, KKTC’nin batı bölgesi. Yılların ihmalini sırtında bir kambur gibi taşıyan bölge bugünlerde bir umutla CMC’nin temizleneceği günü bekliyor.
CMC’ye, bir zamanlar bölgeyi tehdit eden bir sotrun olarak bakılıyordu. Ancak, bugün sadece yeşil Kıbrıs’ımızın değil, bütün Akdeniz ülkelerini kapsayan bir felaket olarak karşımıza çıkıyor. Bir Çernobil kadar tehlikeli.... Tek farkı, içindeki zehiriyle insanları ve doğayı yavaş yavaş öldürmesi.
Dile kolay, 28 yıldır gelmiş geçmiş hükümetlerin yetkilileri , Gemikonağı’ndan, bu kirliliğin yanından geçmelerine rağmen ya olayı fark edememişler, ya da fark etmemiş göründüler. Bugün ise CMC kendini, yarattığı felaketle bariz bir şekilde fark ettirir hale geldi. Ama sadece bize değil, bütün Kıbrıs’a ve dünyaya...
Evet, CMC’yi gerçek anlamda 1999 yılında tanıdım. Yine KIBRIS Gazetesi’nin muhabiriyken... Tesislerde atom elementlerinin bulunduğunu saptayarak, konuyu kamuoyunun gündemine getirdik, elementlerin ada dışına çıkarılmasını sağladık. Bu elementler çıkardıkları radyasyonla hem bölgede yaşayan insanlara hem de tesislerin içerisinde bulunan çalışanlara da büyük zararı vardı. Düşünün, 14 tane element yıllarca tesislerde durmuş ve Allah’ın bir kulu bu durumun farkında olmamıştı. Bu elementlerin her birinin içerisinde atom yapımında kullanılan Selzyum 137 elementinden 14 gram bulunuyordu. Japonya’ya atılan ise 1 gramıydı. Düşünün bu elementlerin toplamı 196 gram tutuyordu ve bir bomba gibi yanımızda duruyor, ancak fark edemiyoruz.
Öyle ki daha önemlisi tesislerdeki hurdalar ihale usulüyle satılmaya başlamış ve bunların içlerinden iki element de hurdalığa eritilmeye gidiyordu. Fark etmesek şimdi çok daha büyük bir felaketle karşılaşmış olacaktık.
Gelelim bugüne...
Bugün olay daha vahim sonuçlara ulaştı. 28 Mayıs’ta CMC tesislerinin içerisindeki 12 havuzdan bir tanesi 3 yerden patlayarak doğaya ve daha da önemlisi denize kimyasal maddeler akıtmaya başladı.
Bölgeyi ziyaret eden bilim adamları ise gördükleri manzara karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor ve ağızlarından, “CMC çevre felaketi müzesi”, “Kıbrıs değil, Akdeniz tehlike altında”, “önlem alınmazsa insanlık ve tabiat zarar görecek”, “doğanın yok olduğu yer CMC”, “yaşamın olmadığı bir gezegendeyiz”, “evrensel bir felaket”, “burada cinayet işleniyor”, “ölüm vadisi” sözleri çıkıyordu.
CMC’de araştırmalar yapan en yetkili kişiler yani bilim adamlarının söylediği sözlerden, olayın vahametinin ne kadar büyük olduğu ise anlaşılıyor. Tabiatın yavaş yavaş yok olduğu, denizin maviden kahverengiye döndüğü, toprağın havuzlardan patlayan kimyasal sularla mor rengini aldığı, bölge insanının fark etmeden zehirlendiği yer CMC.
Bir taraftan havuzlar patlıyor, doğada kimyasal sulardan göletler oluşuyor, denize akış devam ediyor, havuzların yan tarafında yetişen meyve ve sebzeler soframıza geliyor, hayvanlar tesislerin içerisinde otlanıyor, bekçiler ve orada çalışanlar k-santatlı (hava ile temas etmemesi gereken zehirli atıklar) varillerin yanında bekliyordu.
CMC’yi defalarca KIBRIS Gazetesi’nde kamuoyunun gündemine taşıdık ve Çevre Dairesi yetkilileri aradan geçen bir buçuk ay gibi bir zamanda sadece patlakları kapatmayı uğraşmış ancak basınç ve kimyasal reaksiyon sonucunda bunu da başaramamış, başaramayınca da havuzun basıncını azaltmak için kimyasal suyu yan taraftaki havuza aktarmaktan öteye gitmemişti.
Biz bıkmadık, usanmadık ve her gün bölgeye giderek konuyu yakından takip ettik. Yetkililer hep susuyordu bir açıklama gelmiyordu ancak, bölgede yaşayanlar da olaylardan tedirgin olurken, Güney Rum Yönetimi Bakanlar Kurulu CMC için olağanüstü toplanırken, Rum Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides, sorunun çözümü için BM ile işbirliği yapılması gerektiğini, çabaların, çevresel felaketin göğüslenmesinde yoğunlaşması gerektiğini, Rum Tarım, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Kostas Themistokleus ise, Rum Yönetimi’nin Gemikonağı bölgesinde çevrenin eski haline getirilmesini amaçlayan iki toplumlu programa katılmaya hazır olduğunu açıklarken, Almanya’nın ZDF televizyonu olayı KIBRIS’ın internet sitesinden izleyicilerine geniş bir şekilde duyuruyordu. Avrupa Birliği Çevre Başkanı Ledra Palace’da CMC ile ilgili her iki tarafı görüşmeye çağırmış, dünya ayağa kalkmışken, KKTC’deki yetkililer olayın boyutunu daha şimdi anlayabilmişti.
Haftalarca KIBRIS’ın manşetinde yayınlanan haberlerden sonra ilk önce Turizm ve Çevre Bakanı Serdar Denktaş konunun Kıbrıs meselesi kadar önemli olduğunu KIBRIS TV’den duyurmasının ardından İçişleri Köy işleri ve İskan Bakanı daha sonra ise Bakanlar Kurulu konu ile ilgilenmiş ve CMC’nin temizlenmesi için ilk ciddi adımı atarak bir firmaya ihalenin verilebileceği müjdesi haberini vermişti. Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş ise bu müjdeli haberi duyurarak bölge insanının yüreğine su serpmişti.
İşte bir CMC felaketi diye başladığımız ve haftalardır kavurucu sıcağın altında, kimyasal atıkların ortasında, yeşilin mor ile karıştığı ortamda, bilim adamlarından halkımıza ve kamuoyuna en doğru, ciddi ve dürüst gazeteciliğin bir örneğini verdiğime inanıyorum.
Bilinmelidir ki, CMC’yle ilgili haberlerimizden dolayı Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin şahsıma verdiği "yılın en iyi haber ödülü" sadece benim değil bütün doğanın adına alınmıştır. Çünkü, çevre bizim değil hepimizindir ve onu yaşatmak ve ilerideki nesillere daha iyi bir çevre yaratmak için uğraş vermek zorundayız....