26 Ocak 2007

 

 

KIBRIS'a konuşan Bilim adamları, CMC'nin bir "ölüm vadisi" olduğunu, burada var olan görüntünün çevresel bozulma ve ekolojik denge yok oluşunun tipik bir örneğini oluşturduğunu belirterek, "Akdeniz tehlike altındadır" uyarısında bulundu

 

 

 

Bilim adamları, CMC'nin bir "ölüm vadisi" olduğunu, burada var olan görüntünün çevresel bozulma ve ekolojik denge yok oluşunun tipik bir örneğini oluşturduğunu belirterek, "Akdeniz tehlike altındadır" uyarısında bulundu

CMC dünyanın en büyük çevre sorunu

l İKİ BİLİM ADAMINDAN KIBRIS'A ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR... CMC felaketini yakından tanıyan iki bilim adamı Prof. Dr. Ünal Altınbaş ve Prof. Dr. Ümit Erdem KIBRIS'a, CMC konusunda önemli açıklamalarda bulundu ve bölgede acilen önlemler alınması gerektiği uyarısında bulundu. Kıbrıs maden şirketi (CMC) tarafından yoğun olarak işletilmiş ve 1974 yılı sonundan itibaren işletime son verilen bölgenin çevresel bozulmanın ve ekolojik dengenin nasıl yok oluşunun tipik bir örneği olduğunu anlatan bilim adamları "Alan gözle görülebilir beş duyu organıyla hissedilebilir biçimde, önemli bir çevre sorunu yumağı ortamı durumundadır ve "risk bölgesi" konumundadır" dedi

1 SORUN, TÜM AKDENİZ ÜLKELERİNİN SORUNUDUR... Yapılan incelemelerin, kirlilik alanının belirtilen miktarın çok üzerinde olduğuna işaret eden bilim adamları, "Çünkü burada önemli bir konu da uzun süreli zehirlenmedir. Aslında ölüm vadisi olarak nitelenebilecek alan içinde çalışma sürmekte, yani kimyasal reaksiyon devam etmektedir" diye konuştu. CMC'de yalnızca Lefke ve Kıbrıs'ı değil bütün Akdeniz'i ilgilendiren önemli bir insanlık ayıbı yaşandığı belirten bilim adamları, yapılan ilk gözlemlerde alanda 8 milyon ton tehlikeli atığın bulunduğunu ve sorunum tüm Akdeniz ülkelerinin sorunu olduğunu vurguladı

Ali CANSU

Kıbrıs Maden Şirketi'ni (CMC) yakından tanıyan ve zaman zaman Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği'nin davetlisi olarak bölgeye gelerek incelemelerde bulunup konuya ilişkin detaylı raporlar hazırlayan, ayrıca Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği'nin organize ettiği komitede yer alan Ege Üniversitesi Öğretim Üyeleri'nden Ziraat Fakültesi Toprak Mühendisi Prof. Dr. Ünal Altınbaş ile Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Ege Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Ümit Erdem KIBRIS'a çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İki bilim adamına yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

KIBRIS: CMC'yi nasıl tanıyorsunuz? Bize zaman zaman incelemeler yaptığınız bölge hakkında açıklama yapar mısınız?

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefke beldesinin Gemikonağı Limanı yöresinde konumlanan bakır madeni işletmeciliğinin geçmişi, günümüzden 5000. yıllarına kadar uzanmaktadır. Yöre Trodos magmatik kompleksinin içinde bulunur ve buradaki demir (pirit) ve bakır (kalkopirit) sülfürlü cevherleşme, Trodos yastık lavları içerisinde yer alır. Kıbrıs adasındaki bakır işletmeciliğinin çok eski tarihi içermesinin bir sonucu olarak, adının da bakır sözcüğü ile eş anlamlı olan Cyprium, Cuprum ve Kıbrıs şeklinde gelişim gösterdiği bilinmektedir. Bu bağlamda bakırın cevherden ayrılarak metalik şekilde ilk üretildiği yerin Kıbrıs olduğu arkeolojik olarak belirlenmiştir. Trodos masifi okyanus kabuğunun yeryüzünde görüldüğü bir alandır. Buradaki sülfürlü cevherleşme pirit, kalkopirit, markasit, sfalarit, gelen, bornit ile masif bakır, çinko, demir ve kükürt yatakları şeklindedir ve yataklar genelde volkanik serinin üst seviyesindeki yastık lavların tabanında veya üzerinde oluşum gösterirler. Maden deresi üzerinde toprak dolgu barajı olarak yapılan Gemikonağı göletinde maden alanlarındaki demir ve bakırlı kükürt ile pasa'lar yüzeysel sularla taşınarak içme suyu ve sulama suları için ağır metal yoğunlaşmasına koşut olarak asit ortam oluşturmaktadır.

KIBRIS: CMC bölgesinde ne gibi tehlikeli atıklar bulunur?

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ: Lefke- Gemikonağı cevher işletmeciliği, 1913 yılından itibaren Kıbrıs maden şirketi (CMC) tarafından yoğun olarak işletilmiş ve 1974 yılı sonundan itibaren işletime son verilirken, işletim sürecindeki tüm atıklarda bölgede ölüm vadisi oluşturacak şekilde kaderine terk edilmiştir. Görüntü, çevresel bozulmanın ve ekolojik denge yok oluşunun tipik bir örneğidir. Bu arada yüzeyde bulunan ve kükürtlü bir mineral olan pirit ve kalkopirit yağmur suları ve serbest oksijen ile tepkimeye girerek arazi yüzeyindeki atıklar yanında, sulardaki asiditeyi de yoğunlaştırarak yörenin yüzey sularını, çevresel toprakları, deniz kıyısı ve deniz suyu ile yer altı sularında kirlilik parametreleri oluşturmaktadır. Bu arada yaklaşık 5 km. genişliğinde ve 800 m. enindeki Akdeniz ortamında deniz suyunun renklendiği ve bu renkliliğin yağışlardan sonra daha da yoğunlaşarak arttığı gözlenmiştir. Asitliğin yoğunlaşmasına metalik iyonların artışına neden olmaktadır. Gemikonağı göletinin yukarı bölümlerinde ve maden deresinin doğrudan Göletle birleştiği noktalardaki mavimsi renkler doğrudan bakırdan kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Çünkü, suyun drenaj alanında bulunan pasa ve maden cevheri birikimleri eğim ve yüzey sularına bağımlı olarak gölete doğru bir akış özelliği göstermektedir. Benzer şekilde Gemikonağında denizden yukarı bölgelerine doğru, cevher atıkları, kimyasal madde artıkları, işletmenin kapatılmasıyla çevredeki hurdalıklar çevresel sorunları ağırlaştırmaktadır.

KIBRIS: CMC içerisinde bulunan havuzların durumu ne aşamadadır?

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ: Bakır madeni işletmeciliğinin işlevselliğini sürdürdüğü alanlarda atık alanı olarak kullanılan ve yukarıdan deniz seviyesine doğru atık havuzları şeklinde ve birer set görünümünde konumlanan alanlardaki 1, 3, 5 ve 6. atık havuzlarından alınan dört adet atığın kimi laboratuvar analiz verilerine göre içeriklerinde oldukça yüksek kimyasal değerlere rastladık. Atık havuzlarındaki tepkimenin çok yoğun asit oluşu, kimyasal ayrışmayı yoğunlaştırır ve sonuçta mikroelement ve ağır metallerin serbest kalmasına ve bunlarında taban suyu yanında, yüzeysel sularla denize ve çevre arazilerine taşınmasına ve kirlilik yükünün her geçen gün yoğunlaşarak artışına neden olur. En yukarı bölümde örnekleme sürecinde, civarından akan suyun çok yoğun kükürt kokusu içerdiği belirlenirken, atık örneklemelerinde kimi yüzeylerin kükürt elementi kabuğu bağladığı gözlenmiştir. Asit olduğundan, örnekleme sürecinde temasta bulunan cildimizin oldukça ileri seviyede etkilendiği görülmüştür. Bu arada çevresel rüzgarla % 70-80 sınırlarında dağılım gösteren kil+mil inorganik taneleri, yöreye toz bulutu şeklinde dağılarak ağır elementler ve kükürtçe artan çevresel kirliliğe neden olmaktadır.

 

KIBRIS: Bölgede acil olarak neler yapılabilir?

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ: Yukarıdaki verilerin ışığında yörede aşağıdaki yaptırımların acilen uyarlanması gerekir. Lefke Maden deresindeki Gemikonağı göletine, drenaj havzası içinde yer alan pasa ve maden birikintilerinden olan atık girişlerinin önlenmesi. Göletin ve bunun kaynak verdiği kuyu sularının periyodik olarak kontrol edilmesi ve bunların sulama ve içme suyu olarak kullanımının engellenmesi gerekir. Maden işletme çevresinin tel veya yörenin ekolojik koşullarına uygun yeşil çitle çevrilerek buraya insan ve hayvan girişinin engellenmesi, bilhassa yeşil çit oluşturarak rüzgar tutucu özelliğiyle, çevresel kirliliğin en az düzeye indirilmesinin sağlanması, Atık alanının Güney yöresinde yağmur sularının atık alanına girişlerinin engellenmesi ve sonuçta son derece asit tepkime yanında, sularda çözünen ağır metallerin, denize olan deşarjlarını önlemek için, havzanın yukarı bölümlerinde çevirme kanallarının yapımı mutlaka gerekmektedir.

Sonuçta CMC'deki sorunu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ: Bir liman kenti olan Lefke ve çevresinin karasal alanları ile Akdeniz bağlantılı kıyıları CMC maden atıkları kirliliği nedeniyle gerek görsel ve gerekse işlevsel özelliğini yitirmekte ve sorun bir Lefke, KKTC, veya Kıbrıs olmayıp, Akdeniz kıyılarını içeren bölge sorunu şekline tırmanmaktadır. Benzer şekilde olaya yerel değil, global yaklaşılması ve sorunun uluslararası arenada maddi ve manevi desteklerle çözüm aranması en akılcı bir yaklaşım olacaktır. Bu bağlamda "kirleten öder" çevre etiğinden yola çıkarak CMC' ye uluslararası yaptırımların yoğunlaştırılarak baskı unsurlarının devreye sokulması en acil ve güncel bir işlev olmalıdır.

CMC, Dünyanın en büyük çevre sorunu

KIBRIS: CMC'yi bize anlatır mısınız. Orada ne gibi sorunlar var?

Prof. Dr. Ümit Erdem: Dünyanın en büyük çevre sorunu olarak kabul edilmesi gereken Gemikonağı CMC atıkları her şeyden önce hukuksal bir sorundur. Konu mutlaka uluslararası düzeyde hukuk kurullarına taşınmak durumundadır. Her ne kadar Kıbrıs yayın organları tarafından başlatılan bu çalışmalar Lefke'ye özgün çalışmalar olsa da, konu uluslararasıdır. Konu, Türkiye, İsrail, Mısır, Lübnan, Yunanistan ve İtalya gibi Doğu Akdeniz ülkeleriyle, Orta Akdeniz ülkelerini tehlike altına almaktadır. Burada önemli bir konu, insanı ilgilendiren bir olaya siyasal, politik yada şekilci yaklaşmamak sorumluluğudur. Çünkü sorun, Lefke yada Kıbrıs Adası'nın değil, Amerika'dan başlayarak çok uluslu şirketlerin sorunudur. Türk Araştırmacılar grubundan önce yapılan çalışmalarla saptanmıştır ki; arsenik baryum gibi ağır metal birikimi Doğu Akdeniz'de önemli bir sorunu oluşturmaktadır.

KIBRIS: Bölgedeki kirlilik ne aşamadadır?

Prof. Dr. Ümit Erdem: Alanda riziko analizi yapılmadan, orada tarım yapılmamalıdır, su kullanılmamalıdır, hayvan otlatılmamalıdır ve en önemlisi de dolaşılmamalıdır. Yapılan incelemeler göstermiştir ki, ayrıca kirlilik alanı, belirtilen miktarın çok üzerindedir. 2000 dönüm olarak yaklaşık olarak belirlenen bu alan kirlilik bölgeleri dikkate alındığında 2000 dönümün çok üzerinde olarak saptanmıştır. Çünkü burada önemli bir konu da uzun süreli zehirlenmedir, aslında ölüm vadisi olarak nitelenebilecek alan içinde çalışma için sürmekte, yani kimyasal reaksiyon devam etmektedir. Burada yalınızca Lefke yada Kıbrıs'ta değil bütün Akdeniz'de önemli bir insanlık ayıbı yaşanmaktadır. Doğu Akdeniz bölgesinde arsenik, baryum, kadmiyum gibi önemli ağır metal kirliliği bir gerçektir, bölge bu yüzden hemen rehabilite edilmelidir. Maden şirketinin etkilediği alan yaklaşık 500 kilometre kare olarak görülmelidir. Yapılan ilk gözlemlerde bu alanda 8 milyon ton tehlikeli atık bulunmaktadır. Tekrar edilmek gerekirse bu yüzden sorun tüm Akdeniz ülkelerinin sorunudur.

KIBRIS: CMC'nin çevreye etkileri ne aşamadadır?

Prof. Dr. Ümit Erdem: Yöredeki kükürt mineralizasyonu, okyanus diplerindeki ısı yüklü akışkanlar (hidrotermal)'in becerisi ile oluşmuştur. Karadağ yöresindeki Lefke açık ve Karadağ kapalı rezerv işletmelerindeki ham cevherler ile Gemikonağı Limanı'ndaki kimyasal atıklar, bakır flotasyon işletmesinin yan atıkları, %25-%30 kükürt içeren piritli atık havuzları, yörede toprak taban suyu ve deniz kirliliği yanında, yazın aşırı ısınma sonucu, kükürt gazları ve maden tanecikleri ile hava kirliliği de oluşturmaktadır. Maden Deresi üzerinde toprak dolgu barajı olarak yapılan Gemikonağı Göleti'nde tarafımızdan yapılan incelemelerde demir ve bakırlı kükürt ile "paslar" yüzeysel sularla taşınarak içme suyu ve sulama suyu için ağır metal yoğunlaşmasına koşut olarak asit ortam oluşturabilecekleridir. Bugünkü görüntü, çevresel bozulmanın ve ekolojik dengeye indirilen darbenin çok tipik bir örneğidir. O nedenle bu alan aslında tüm çevreciler ve yaşamının geleceğini düşünenler için ayrıca çevre kirliliğine örnek bir açık laboratuar olarak da değerlendirilmelidir.

KIBRIS: İncelemelerinizde ne gibi sonuçlar çıkardınız:

Prof. Dr. Ümit Erdem: Maden işletmeciliği sonrası şekillenen yerel kirlilik boyutları ele alınırsa yapılan gözlemlere, yerinde incelemelere göre denizden, dağlık alanlara doğru dört düzeyli bir belirleme yapılabilir. Bu düzeyler; 1.Gemikonağı girişinde bulunan ve siyanür içerme olasılığı bulunan altın atıkları. 2.Gemikonağı girişindeki işletme tesislerinin bulunduğu alandaki bakır flotasyon atıkları. 3.Yükselerek altı ayrımlı atık havuzu oluşturan ve içerisinde %30 civarında kükürt bulunduran, pirit mineralinin yoğunlaştığı atık havuzları. 4.Karadağ Bölgesi'nde madencilik becerileri sürecinde çıkarılmış olan düşük tenörlü bakır birikintileri ile kimi dere yataklarındaki pasa atıkları olarak belirlenebilir.

KIBRIS: CMC'deki Havuzlarda durum nedir

Prof. Dr. Ümit Erdem: Atık havuzlardaki tepkimenin çok yoğun asit oluşu kimyasal ayrışmayı yoğunlaştırır ve sonuçta mikro element ve ağır metallerin serbest kalmasına ve bunların da taban suyu yanında, yüzeysel sularla denize ve çevre arazilerine taşınmasına ve kirlilik yükünün her geçen gün yoğunlaşarak artışına neden olur.

Deniz kıyısından itibaren 50-100m içerdeki kuşak şeklindeki oluşumda demir yoğunluğu oldukça fazla ve sonuçta atık yüzeyi kırmızı ve sarı rengiyle çok belirgin demir niceliği %14,7719 ile en başat sınırda dağılım göstermektedir. En yukarı bölümde örnekleme sürecinde, civardan akan suyun çok yoğun kükürt kokusu içerdiği belirlenirken atık örneklemelerinde kimi yüzeylerin kükürt elementi kabuğu bağladığı gözlenmiştir. Pirit ve kalkopirit minerallerinden element ayırma işleminde, ayrışma ortamında sülfüroz ve sülfirik asit yoğunlaşması sonucu atık tepkimesi (PH) son derece asit olduğundan örnekleme sürecinde temasta bulunan cildimizin oldukça ileri düzeyde etkilendiği, burada ayrıca belirtmek uygun olacaktır. Bu arada çevresel rüzgarlarla yüzde 70- 80 sınırlarında dağılma gösteren kil-mil inorganik taneleri, yöreye toz bulutu şeklinde dağılarak ağır elementler ve kükürtçe artan çevresel kirliliğe neden olmaktadır. Lefke ve Gemikonağı dolaylarının hidrojeolojik görünümüne bakacak olursak, Teodos Ofiyolit kompleksinden beslenen ve kuzeye doğru akış gösteren dereler ve beslenim alanlarında yer alan Cu-Fe-Sülfür maden sahaları terkedilmiş bir vaziyette çevresini ve yaşamın her türlü öğesini tehlikeye sokmaktadır.

KIBRIS: Sonuçta bölgede geç de olsa ne gibi önlemler alınmalı?

Prof. Dr. Ümit Erdem: İnceleme alanı olan Lefke ve Gemikonağı mevkii, deniz kıyısından başlamak üzere içerilere doğru devam eden 2000 dönümün üzerindeki bir alanı kapsamaktadır. Alan gözle görülebilir beş duyu organıyla hissedilebilir biçimde, önemli bir çevre sorunu yumağı ortamı durumundadır. Bu şekliyle alan Risk Bölgesi şekliyle tanımlanabilir. Tehlikeli Bir Çevre örneği olarak Açık Laboratuardır denebilir. Bu belirtilenler aşağıdaki bulgularla oldukça açık bir biçimde görülebilmektedir.

Bulgular ve alınması gereken önlemler

1. Bölgede doğru bir envanter çalışması bulunmamaktadır.Bu nedenle araştırmalar ivedilikle derinleştirilmeli, kirlilik durumunun taban verileri saptanmalı, böylece Risk Analizi sonuçlarına ulaşılmalıdır.Ekolojik kapsamda yaşamsal bir Riziko Analizi bu nedenle oldukça önemli olarak görülmektedir. Konuyla ilgili tarafımızdan yapılan su analizleri ( Çizelge 2 ) durumu, ön araştırma çalışmasında bile açıklamaktadır.

2. Envanter çalışmalarının ve Riziko Analizi çalışmalarının sonucunda Alan Kullanım Karalarına gidilmesi zorunludur.Böylece doğru kullanımlarla risk sorunu en aza indirgenecektir. Çünkü alan 1974 tarihinden itibaren 25 yılı aşkın bir süredir terk edilmiş bir alan durumundadır.

3. Açık seçik ortada olan çevresel zararlanma yalnızca Lefke'yi ya da Kıbrıs'ı değil Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeleri, giderek Yunanistan, İtalya gibi turizm yörelerini de doğrudan etkileyecek durumdadır.

4. KKTC Devlet Laboratuarı Müdürlüğü tarafından 18.03.1999 sulama suyu raporları da göstermektedir ki önemli toksin maddeler adı geçen alanda standartların üzerinde bulunmaktadır.

5. Kısa vadede özellikle yaşamsal risk taşıyan önlemler ivedilikle ele alınmalı,böylece hemen tehlikeli olabilecek maddeler ortadan kaldırılmalıdır.

6. Alan depolama bölümünde verilen ksantatlar önemli bir tehlikedir. Bu kimyasalların beş yıllık ömrü olduğu bilinmektedir. Ancak şu anda nasıl bir tehlike içerdikleri ivedilikle araştırılmak durumundadır. Kansorejen olan bu maddelerin araştırma esnasında maskeler gibi ilgili araç gereç kullanılmalı ve daha sonrada bu maddeler yine ivedilikle enterne edilmelidir.

7. Her ne kadar gözle de görülebiliyor ve Çizelge 1-2'de belirlenebilmekte ise de, yine de alanda 50-60 noktada dikey araştırmalar yapılmalı.İzotop izleme yöntemi de kullanılarak hidrojeolojik akışlar belirlenebilmektedir.

8. Lefke Maden deresinde ki Gemikonağı göletine, drenaj havzası içinde yer alan pasa ve maden birikintilerinden olan atık girişlerinin önlenmesi. Göletin ve bunun kaynak verdiği kuyu sularının periyodik olarak kontrol edilmesi ve bunların sulama ve içme suyu olarak kullanılmasının engellenmesi,

9. Gemikonağında ki maden birikintileri, kimyasal madde atıkları, işletme sonrası geride bırakılan hurda atıkları, yörede gerek topraklarda, gerek bitkilerde ve gerekse sularda çevresel sorunlar yanında, görsel bağlamda da kirlilik oluşturmakta ve sonuçta kimyasal işlevin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılması için yöredeki kirlilik kaynaklarının sürekli izlenmesi ve bu amaçla da 0-1m.,1-2,5m.,2,5-4m.,4-5,5m.,5,5-7m.,7-8,5m. derinliklerden periyodik olarak örnek alınıp analizlenmesi,

10. Maden işletme çevresinin tel veya yörenin ekolojik koşullarına uygun yeşil çitle çevrilerek buraya insan ve hayvan girişinin engellenmesi, bilhassa yeşil çit oluşturarak rüzgar tutucu özelliğiyle, çevresel kirliliğin en az düzeye indirilmesinin sağlanması.

11. Atık alanın güney yöresinde yağmur sularının atık alanına girişlerinin engellenmesi ve sonuçta son derece asit tepkime yanında sularda çözünen ağır metallerin denize olan deşarjlarını önlemek için, havzanın yukarı bölümlerinde çevirme kanallarının yapımı mutlaka gerekmektedir.

12. Bir başka ilginç bulgu da adı geçen alanda, Acacia cyanophylla (Kıbrıs akasyası- Top akasya) bitkisinin yoğun oluşudur. Bitki türü adından da anlaşılacağı gibi Siyan seven akasya demektir. Bu durum da ayrıca düşündürücüdür.